2016 MEZUNİYET PROJELERİ KATALOĞUNA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

Anadolu Üniversitesi Mimarları Ağırlıyor

 

 

http://e-gazete.anadolu.edu.tr/veriler/2013/11/1385380540_aumimarlar.jpgTürk Serbest Mimarlar Derneği, Koleksiyon, Mimarlar Odası Eskişehir Şubesi ve Anadolu Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesinin ortaklaşa düzenlediği söyleşi ve sergi, 22 Kasım Cuma günü, Ecevit Mimarlık ve Hatırlı Mimarlık’ın katılımıyla Anadolu Üniversitesi İki Eylül Kampüsü Mühendislik Fakültesi Seminer Salonu’nda gerçekleşti.

Ecevit Mimarlık’tan Özgür Ecevit ve Azize Ecevit, Hatırlı Mimarlık’tan ise Yeşim Hatırlı ve Nami Hatırlı’nın katılımıyla gerçekleşen söyleşide ilk sözü alan Özgür Ecevit, konuşmasında Türkiye ve Almanya arasındaki mimari eğitiminin farklılıklarından bahsetti. Kendisinin Almanya’ya Avrupa hayranlığından değil; okurken çalışma fırsatı olmasından dolayı gittiğini belirten Ecevit “Liseden mezun olduğum dönem Ankara’da hiç mimari okul yoktu. ODTÜ’nün açılmasını bekledik; ama o da bir türlü açılmadı. İstanbul’a gitmem mümkün değildi; çünkü ailemizin maddi olanakları kısıtlıydı. Almanya’da okuma fikri de bu dönemde doğdu.” dedi.

Almanya ve Türkiye arasındaki mimari eğitim sistemi farklı

Özgür Ecevit, Almanya’daki mimari eğitimin ön diploma ve ara diploma olmak üzere 2 aşamadan oluştuğunu, ön diploma sürecinde, öğrenciye asla proje yaptırılmadığını ve 2 sene boyunca sadece asistan ve profesörlerin yönetiminde, konstrüktif projelerin üzerinde çalışıldığına dikkat çekti. Türkçe konstrüksiyon kitabı eksikliğine de değinen Ecevit, Almanya’da gerek demir gerek çelik her türlü konstrüksiyonla ilgili tüm bilgilere rahatlıkla ulaşılabildiğinin altını çizerek Türkiye’de bu detaylara sahip bir kaynağın henüz bulunmadığını söyledi.

Almanya’daki farklı proje eğitim sisteminin de üzerinde duran Ecevit, proje profesörlerinin Türkiye’deki gibi asistan, doçent, profesör sıralamasıyla değil; gazete ilanıyla alındığının bilgisini vererek süreci şöyle anlattı: “Eğer göreve talipseniz, yaptığınız işleri içeren bir dosyayı üniversiteye iletirsiniz. Konsey, başvuruların arasından uygun gördüğünü seçer ve bir günde profesörsünüz.” Avrupa lisanlarında “profesör” kelimesinin “öğretmen” anlamına geldiğini kaydeden Ecevit, belirlenen profesörlerin kendi bürolarını kapatmak zorunda kalmadıklarını ve kendi asistanlarını da yanlarında getirebileceklerini vurguladı.

Öğrenci doğruyu kendisi bulmalı

Ön diploma döneminden sonraki sömestr başında belirlenen 4 proje profesörünün, değişik konularda 4 proje ilan ettiğini ve öğrencilerin bunlardan istediğini seçerek projelerine başladığını ifade eden Ecevit, bu süreçte profesörlerin öğrencilere asla ne yapacaklarını söylemediğini; sadece eleştiri yaparak yol gösterdiklerini dile getirerek “Diyelim ki ilham geldi ve eve kapı yerine bacadan giriş yapmaya karar verdiniz. Hoca size ‘Saçmalama, burada kapı mı olur? Aşağı koy bunu.’ demek yerine, ‘Sıfır kotundan 6,5 kotuna çıkıyorsun, omuz genişliğinde, kurum ve is dolu bir delikten geçerek kirleniyorsun. Sence bu doğru mu?’ diyordu ve öğrenciye doğruyu göstermek yerine, kendi bulmasına yardım ediyordu.” şeklinde konuştu. Türkiye’de sistemin böyle yürümediğini, kendisinin Türkiye’de eğitimcilik yaptığı dönemde bu tarzının öğrencilerden tepki gördüğünü söyleyen Ecevit, hocaların izlediği bu yolu çok faydalı bulduğunu ve Türkiye’de de uygulanmasını dilediğini işaret ederek konuşmasını noktaladı.

Hatırlı Mimarlık adına söz alan Yeşim Hatırlı ise, kendi projelerinden örneklerle yola çıkarak, proje üretim sürecinde yaşadıkları tecrübeleri dinleyicilere aktardı. Hatırlı Mimarlık’ın, mimari yaklaşımından bahsederek başladığı konuşmasına; üsluplar peşinden koşmayan, çağdaş, günümüz teknolojisini kullanan yapılar inşa etmeye çalıştıklarını anlatarak devam eden Hatırlı “Doğal ışıklandırma, sürdürülebilirlik ve malzeme dayanıklılığı gibi konuları projelerimizde temel tasarım ögeleri olarak kabul ediyoruz ve özgün kimliği olan yapılar üretiyoruz.” dedi.

Projeleri koşullar şekillendirir

Mimarların her zaman önlerine gelen proje üzerinden proje geliştirmek zorunda olmadığını belirten Hatırlı, proje yapılacak yerin iklimsel ve coğrafi koşullarının, kullanıcı ihtiyaçlarının çoğu zaman projeyi değiştirdiğini söyledi. Kendi projelerinde de bu durumlarla karşılaştıklarına değinen ve bu projelerden bazılarının proje sürecini ve mimari detaylarını da dinleyicilerle paylaşan Hatırlı şunlara dikkati çekti: “Bergama’daki erkek öğrenci yurdu projemizde, Bergama’da hiç sinema olmadığını öğrendik. Bu ihtiyacı karşılamak adına, projenin avlu kısmına açık hava sineması yapılmasını işverene önerdik ve bu önerimiz çok olumlu karşılandı. Projedeki ufak birkaç değişiklikle bu ihtiyacı karşıladık.”

“İyi mimarlık, iyi işverenle olur.” sözünün altını çizen Hatırlı, yatırımcının verdiği serbestliğin önemine değindiği konuşmasında, emsal konusunun da mimarların başını en çok ağrıtan konulardan biri olduğunu açıkladı. Son zamanlarda rant ve yeni kentsel dönüşüm alanları yüzünden yüksek emsaller verildiğini dile getiren Hatırlı, kullanım alanlarının çok yüksek tutulması yüzünden projelerin, bu durumun yarattığı sıkışıklık hissini gidermek üzerine yoğunlaştığını anlattı.

Her mimar doğaya karşı sorumludur

Enerji verimli yapılar üretiminin, doğrudan mimarın sorumluluğu olduğunu vurgulayan ve mekanik destek görmeden havalanan ve ışıklanan mekânlar tasarlamanın önemini ifade eden Hatırlı “Mimarlık, mekân tasarlama sanatıdır. Metrekareler değil; metreküpler üzerinden konuşmak gerekir.” dedi. Enerji verimliliği açısından yerel malzeme kullanmanın çok önemli olduğunu ve malzemenin ulaşımından elde edilecek tasarruftan, üreten fabrikanın üretim yapısına kadar her şeyin göz önünde bulundurulması gerektiğine de işaret etti.

Konuşma sonunda söz alan Nami Hatırlı ise, mimaride disiplinler arası dayanışmanın öneminden bahsetti ve bu alanda Türkiye’de önemli bir eksiklik olduğunu kaydetti. Gerçekleştirdikleri bir projede rüzgâr testi uzmanına gerek duyduklarını; ancak Türkiye’de rüzgâr testi uzmanı bulunmadığı için Alman ya da İngiliz firmalarından birini tercih etmek zorunda kaldıklarını anlattı. Uzmanlık danışmanlığının önemine de değinen Hatırlı “Eskiden her bir malzeme için o malzemeyi üretenlere danışılırdı. Şimdi tamamen üreticilerden bağımsız, kendi hizmetinden para kazanan kişiler, size en doğru raporlamaları veriyor.” diyerek ve uzmanlık danışmanlarına Türkiye’nin çok ihtiyacı olduğunu ortaya koydu.

Etkinlikler devam edecek

Anadolu Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nuray Özaslan, mimarlık eğitiminin, sadece okulda verilen eğitimle sınırlı kalamayacağını; eğitimin, bu ve bunun gibi etkinlilerle desteklenmek durumunda olduğunu ve piyasada çalışan, projeler üreten, yarışmalara katılan, yapılar yapan mimarların tecrübelerinden yararlanmanın, öğrenciler için önemli olduğunu vurguladı. Türk Serbest Mimarlar Derneği, Koleksiyon, Mimarlar Odası Eskişehir Şubesi ve Anadolu Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesinin ortaklaşa düzenlediği söyleşilerde, her defasında ikişer mimar ya da mimarlık ofisi ağırladıklarını kaydeden Prof. Dr. Özaslan “Böylece öğrencilerimize, konuklarımızın çalışmalarının arkasındaki düşünceyi, süreci anlatmaya çalışıyor ve bu çalışmaları yaklaşık 2 hafta süreyle onların gözlemine sunuyoruz.” şeklinde konuştu. Anadolu Üniversitesinin İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara gibi Türkiye’nin büyük kentlerinin ortasında konumlanması ile ulusal, uluslararası değişim programlarının sağladığı olanaklarla diğer Avrupa okulları ile iş birlikleri geliştirilerek, mimarlık eğitiminde de yerel koşullara bağlı kalmadan, öğrencinin ufkunu açıp eğitimlerine farklı boyutlar katacak etkinliklere devam edeceklerini söyledi.

Söyleşi, 2 mimarlık bürosunun projelerinin sunulduğu serginin açılışının ardından sona erdi. Sergi ise 8 Aralık Pazar gününe kadar açık kalacak.

 

Alper Yavaşçalı (Haber Merkezi)